Bazen Ne Yaparsan Yap Olmuyor, Bazen.. Renovatio…

“Ona olan duygularıma hiç güvenemedim.” 20 yıl bu nedenle susmak mümkün mü? Pişman olmadan, keşke demeden.. Ya da herşey olsun bitsin ondan sonra pişman olduğunu hissettiğinde ortaya fantastik bir varlık çıksın ve en başa sarsın tüm olanları.. Sen bu sefer cesaretini topla ve onu kaybetmemek için bir şeyler yap diye.. Bazen küçücük bir an bile herşeyi değiştirebilir. Farkedilmeyen, gözden kaçan bir an aslında çok şeyler ifade etmektedir. Hayat seçimlerimizin bir sonucudur. Hangi seçimleri yaptığımız için burdayız, diğerini seçseydik nerede olurduk? Seçimlerimizi yaptığında sonucunu görebilseydik yine de onu seçmeye devam eder miydik? Ya da sonucunu gördüğümüz/yaşadığımız bir tercihimizi beğenmediğimizde onu seçdiğimiz zamana dönme şansımız olsa nasıl olurdu? Başka türlü olması için farklı şeyler seçermiydik? Yoksa beni şimdiki ben yapan bu seçimlerim olduğu için hiç birinden vazgeçmez miydim? “Operation Proposal” tüm bu soruların sorgulanacağı bir dizi..

Ham Yi Seul (Park Eun Bin) ile okulun ilk günü Kang Baek Ho’nun (Yoo Seung Ho) ayakkabılarını verip, kendisi dersliğe yalınayak girmesinden beri arkadaşlardır. Hayatlarının büyük bir çoğunluğu, 20 yılı kadar hep yan yana geçer. Bu yüzden Baek Ho, Yi Seul’u kırsa da, unutsa da hep yanında olacağını düşünür. Onu ne kadar sevdiğini ve aslında hayatında ne ifade ettiğini ise düğününe giderken fark eder. O gün Yi Seul’u ne kadar sevdiğini anlar ve baştan başlayabilmeyi çok ister. Ona ne kadar önemli olduğu söyleyebilmeyi ister. İşte o anda bir mucize gerçekleşir-kondiktör… Kondiktör, Baek Ho için çok önemli biridir, tahmin etttiğinden daha önemli biri.. Gerçekten dönmeyi istediği zamana gitmesine yardımcı olur. Baek Ho’nun, Yi Seul’u mutlu etmek için ilk döndüğü zaman lise yıllarıdır. O zamanlardan beri çok yakın 5 arkadaştırlar.. Kang Baek Ho, Ham Yi Seul, Yoo Chae Ri (Kim Ye Won), Joo Tae Nam (Park Young Seo), Song Chan Wook (Kyung Pyo).. Baek Ho tek başına ceza bile almak istemediği için 5′i birden ceza alırlar. Baek Ho, Yi Seul için yapamadığı herşeyi düzeltmeye çalışır. Ama her değiştirdiği anı sadece onların değil, tüm arkadaşalarının hayatını etkileyecektir. Hepsinin ileride pişman oldukları şeyleri yapmamalarını sağlamaya çalışır. Ancak her seçim kendi sonucunu da beraberinde getirir.

Tekrar şimdiki zamana döndüğünde hep pişman olduğu bir şey daha olur. Çünkü hiçbir zaman cesur olamamıştır. Her değişen anı sonrası tekrar ve tekrar Yi Seul’un Koç Kwon Jin Won’a (Lee Hyun Jin) gidişini seyreder. Tekrar ve tekrar bu acıyı yaşar. Bundan daha kötüsü olamaz dediğinde hep daha kötüsüyle karşılaşır. En kötüsü ne olabilir ki?! Baek Ho, hayali olan Yi Seul ve profesyonel beyzbol oyunculuğuna kavuşabilecek mi?

Yan karakterlerden bahsetmeden geçmek istemiyorum. Chan Wook yönetmen olmak ister. Jo Jin Joo ise (Park Jin Joo) ailesi bir trafik kazasında öldükten sonra süper 5′linin sürekli gittiği cafenin sahibi olan yakının yanında kalmaya başlar. Dış dünyadan korkar, insanlarında ondan korktuğunu düşünür, en azından Chan Wook onunla konuşana kadar… Artık yaşamak için bir nedeni vardır. Chan Wook ve diğerlerinin mezun olacağı gün, Jin Joo’nun yaptığı konuşma ve söylediği şarkı nedeniyle; Chan Wook, Jin Joo’nun hoşlandığı başka biri olduğunu düşünür. Jin Joo ve Chan Wook bu yanlış anlamayı çözebilecekler mi? Jin Joo’nun normal yaşamına dönebilmesi içim Chan Wook yardımcı olabilecek mi?

Chae Ri ve Tae Nam süper ikilisinden bahsetmeden olmaz. Tae Nam, Chae Ri’ye aşıktır. Ama Chae Ri’nin onu sevebileceğine hiç inanmaz. Sürekli onu sevdiğini söyler ancak bunu için hiç bir şey yapmaz. Chae Ri’nin sürekli başka erkeklere gitmesine ses çıkarmaz, çünkü herhangi birşey söylediğinde de hiç birşeyin değişmeyeceğini düşünür. Baek Ho, Tae Nam’ın bundan pişman olmasını istemez. Kendi gösteremediği cesareti göstermesi için Tae Nam’ı uyarır. Tae Nam bu cesareti gösterebilir mi?!

Koçtan bahsetmeden sonlanmaz bu yazı:D Her seferinde Yi Seul’un karşısına çıkması kader olsa gerek.. Sen nasıl bir aşıksın bilemedim.. Ne istediğini bilen, hayalleri olan ve en önemlisi duygularını keşfettiği anda söyleme cesareti olan, hem de onca kişiye aldırmadan söyleyen bir aşık.. Baek Ho’ya rakibim olmak isteseydin asla kazanamayacağım bir savaş olurdu diyebilecek kadar özgüvenli.. Ah, ah anlatılmaz, seyredilir..

Dizide yer yer “Halka” ve “Kelebek Etkisi”ni sezsenizde seyredin.. Fantastik, romantik severler mutlaka seyredin..

Only You / Always

 

Çok daha önceden önerilmiş ama seyretmek için uzun süredir beklettiğim film-Only You.. Dram olması nedeniyle sürekli seyretmeyi erteliyordum ama bugün seyredince neden ertelemişim ki dedim. Konusunu duyunca çok bilindik, çok klişe diyebilirsiniz ama yine de seyretmeninzi öneririm. Çünkü oyunculuklar filmi almış götürmüş kesinlikle.. Her sahnesine aşina olsanızda seyrederken sıkılmayacaksınız.

Cheol Min (So Ji Sub) kapalı bir otoparkta park görevlisi olan bir çalışandır. Eski yanlış günlerini burada saklanarak unutmaya çalışmaktadır ve tabiki boksörlük günlerini de.. Akşam nöbeti sırasında otopark kulübesine biri girer ve Cheol Min’in birşey demesine fırsat vermeden bir sürü şey söyler. Cheol Min konuştuğu anda Ha Jung Hwa (Han Hyo Joo) onun aslında olmasını beklediği kişi olmadığını anlar. O gün tanışmışlardır ve bundan sonra dizisini seyretmek için Jung Hwa iş çıkışı otopark kulübesine gelir. Kaza nedeniyle ailesini ve görme duyusunu kaybetmiş olsada hayata tutunmuştur. Jung Hwa diyi seyretmektedir, Cheol Min’se Jung Hwa’yı.. Onun neşesini, enerjisini, hayata tutunmasını.. Sorduğu sorulara cevap vermek bile hoşuna gitmeye başlamıştır. Küpesi neye benziyor? Eteği ne renk? Ayakkabısı topuklu mu?

Görmeden seven bir kadın, Gördüğü kadına kalbini açan bir adam.. Birbirlerini sadece severler; acılarıyla, sevinçleriyle.. Cheol Min bir yetimdir ve Jung Hwa’yı büyüdüğü yetimhaneye, çocukken arkadaşlarıyla gittiği göl kenarına götürür. Çocukluğundan bahseder. Jung Hwa ise, Cheol Min’i ailesiyle tanıştırmak için kabristana götürür. Orda geçirdikleri kazayı anlatır. Cheol Min o günü hatırlıyordur, çünkü onun hayatı içinde çok önemli bir gündür o gün!! O gün Cheol Min ve Jung Hwa için neden bu kadar önemlidir?!

Cheol Min, Jung Hwa’nın kısa süre içinde opere olmazsa görme duyusunu kalıcı olarak kaybedeceğini öğrenir. Artık hayattaki en önemli amacı onun bu ameliyatı olmasını sağlamaktır. Boksa geri dönme pahasına da olsa bunu yapacaktır. Ama o kadar kısa sürede o kadar yüklü parayı nasıl elde edebilir ki?! Kendi hayatından vaz geçebilir mi  Jung Hwa için? Seyrederken imreneceğiniz bir aşk hikayesi..

İzlediklerim, İzlemek İstediklerim, İzleyemediklerim..

Uzun zamandır sınav nedeniyle yazı yazma konusunda ve haliyle mimler konusunda tembellik yapıyordum.. Ve Mydestiny’nin şu yazısı sayesinde tekrar dönüş yapıyorum.

“İzlediklerim..”

   “Yalan Dünya”

Durum komedisi yapmayı çok güzel beceren Gülse Birsel’in bu yeni dizisindeki Özellikle Orçun ve Açılay karakterleri favorim:D Nurhayat’ında hatırı sayılır rolü diziyi renklendirmiş. Olgun Şimşek ise oyunculuk konusunda yine söz söylettirmiyor bence.. Yurdum kanallarının dramla dolu dizileri arasında başından beri hala seyretmeyi sürdürebildiğim tek dizi.. Herkes gibi öncelikle “Avrupa Yakası” havasını arasam da şimdilerde keyifle seyrediyorum.

   “Kanıt”

Polisiye ya da adli tıpla ilgili dizileri seviyorum. Katil yine mi bahçıvan çıkacak acaba? Yabancı bir çok örneğini seyretsem de Türk yapımı da fena olmamış. Dizi arasında verilen bilgilerin çok çarpıcı ve ilgi çekici olduğunu düşünüyorum. Adli tıpçılar herşeyden şüphe etmeleri nedeniyle belli bir süre sonra hayatlarındaki herşeyi de sorgulamaya başlıyorlar. Dengeyi kurmak zor sanırım.

  “Al yazmalım”

“Sevgi neydi? Emekti.. Samet O’na baba dedi?” replikleriyle büyüyen neslin bireylerinden biriyim. Başta büyük umutlarla seyretmeye başladığım bu dizide reyting kurbanı olup kimin eli kimin cebinde kısmına geçmesiyle seyir zevkini kaybetti. Eskilerin tadı, Türkan Sultanın ve Kadir Abimizin oyunculukları ayrı, apayrıydı.

  “İzlemeyi istediklerim..”

 “2 yaka bir ismail”

İlk bölümünü henüz seyredememiş olsam da tanıtımları sırasında bende merak ve seyretme isteği uyandırmış bir dizidir kendisi.. Erdal Özyağcılar’ın kesinlikle çok iyi bir oyuncu olduğunu düşünüyorum ve dizilerini keyifle seyrediyorum. “Elveda Rumeli” ve “Yabancı Damat” örnekleridir..

  “Uçurum”

Aslında bu izlemek istediğimden ziyade izlettirilmek isteniyorum başlığı altında sayılmalıdır:D Sadece bir bölümünü seyretmiş olsamda kod adı “Umutsuz” olan arkadaşım ısrarla seyrettirmeye çalışıyor. Konusunu sevmiş olsamda-en azından birbirinin kopyası dizilerden biraz da olsa farklı olduğu için- seyrettiğim kısmında çok fazla mantık hatası olduğunu düşündüm..

 “Bir Zamanlar Osmanlı-Kıyam”

Tarihi hiç sevmesemde bu dizinin güzel olacağını düşünüyorum nedense. İlk bölümünü seyretmiş Patrona Halil’in kardeşinin öldürüldüğü ve asıldığı sahneleri beğenerek izlemiştim. Bu nedenle diziden beklentilerim yüksekti. Ama sonrasında bir türlü tekrar seyretme fırsatım olmadı. Türkan Şoray, Cemal Hünal, Aslı Tandoğan ve Fırat Tanış gibi sevdiğim oyuncular bir araya gelmiş, bana da seyretmek kalmış.

 ”Ev Ahalisi Nedeniyle İzlediklerim..”

Bu bölümü boş bırakıcam. Çünkü sevmediğim bir şey seyrettiklerinde odamda, bilgisayarımın başında dizi-film moduna geçtiğim için çok sorun yaşamıyoruz.

“Nasıl İzlendiğine Akıl Erdiremediklerim..”

“Unutma beni”

Dizisi artık unutulsun lütfen.. Artık kim kimin kardeşi başka nereden yeni bir kardeş çıkacak ya da kocasının başka hangi kardeşinden çocuğu olacak takip edilemez bir halde. Hangisi aslında ölü? Kim onun yerine geçti? Korkarım yakında bende başrolün kardeşi çıkıcam.. Hayıııııırrr, olaaaamaaaz!!

“Türk’ün Uzayla İmtihanı”

Böyle bir diziyi neden çekme ihtiyacı hissetmişler merak ediyorum gerçekten. Hangi boşluğu doldurmaya çalışmışlar acaba? Ne kadar saçmalayabilirizimi?!

“Lale Devri”

Aman Allah’ım!! En az unutma beni kadar saçma bulduğum başka bir senaryo daha.. Kim kimin annesi, babası belli olmayan bir dizi daha.. Bu diziyle yanlış hatırlamıyorsam “Yer Gök Aşk” dizisinin oyuncularını birleştirmişlerdi. Saçma+saçma= 2 kat saçma:D

Aklıma ilk etapta gelen diziler bunlardı. Mydestiny’e teşekkür edip, mimi Canlina ve MadamPatapuff‘a paslamak istiyorum. Kolay gelsin:D

Not : Resimler alıntıdır.

Önce Gözünüze Hitap Edecek..

 

Sonra damağınızdaki lezzeti hissedeceksiniz. Sanırım bu dünyada keyif alınabilecek en güzel şeylerden biri kusursuz hazırlanmış bir yemeği yemektir. Yemek konulu dizileri seyretmeyi seviyorum, çünkü yemek yapmak ve sunmak birlikte benim için bir sanat.. Gurme dizisi bu açıdan bakıldığında konu olarak yemek, kore mutfağı ve aile ilişkilerini işlemiştir.

Lee Shun Chan (Kim Rae Won) genç yaşta babasını kaybettikten sonra, Şef Oh onu himayesine alır. O günden sonra ShunChan ve BongJoo abi-kardeş olarak büyürler. İlk zamanlar mutfağa ilgisi olmasa da yeni tatları keşfetmeye olan merakı onu mutfaktan uzaklaştırmaz. Jaseon Hanedanı’nda son kraliyet aşçısına dayanan bir geçmişi ve bunların sonunda kurulan amacı kore kraliyet mutfağının tatlarını yaşatmak olan Woonamjung’ı bırakmak için düzenlenen haleflik yarışması sırasında öğrendiği gerçekler hayatını alt üst eder. Abisiyle karşı karşıya gelmek yerine ayrılmayı seçer. Yeni tatları deneme merakı onu farklı maceraların içine sürükler. Bütün bu olayları sonunda tekrar aşçı üniformasını giymeyi seçecek mi?

Kim Jin Soo (Nam Sang Mi) annesinin geçirdiği rahatsızlık nedeniyle yemek ve tatlar üzerine köşe yazarı olmak ister. Bu nedenle kendini bir şekilde Woonamjung’a kabul ettirir. Bu andan itibaren hayatı ShunChan’la kesişmiştir. Artık bundan kurtuluş yoktur. Woonamjung’da çalışırken bir dergide yarı zamanlı yazar olarak çalışmaya başlar. Woonamjung’da çalıştığı süre boyunca karşılaştığı gizemleri bir yazı altında toplar. Ancak kendisinden habersiz bu yazının yayınlanması sonrasında çıkan karışıklıklar yüzünden zor zamanlar geçirir. ShunChan’a suçsuzluğunu ispatlayabilecek mi? Hayalini kurduğu köşe yazarlığına ulaşabilecek mi yoksa vazgeçmeyi göze alabilecek mi?

Oh Bong Joo (Kwon Oh Joong) küçüklüğünden beri Woonamjung’un halefi olacağını düşünerek büyümüştür. Tüm hayali bu olmuştur. Tüm yaşantısını kore mutfağını tanıtmaya adamıştır. Atalarıyla ilgili gerçeği öğrendikten sonra çok büyük hayal kırıklığı yaşar ve hırsını kontrol edemez. Kore yemek kültürünü dünyaya tanıtma çabaları kontrolden çıkınca Woonamjung’u kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Üstelik Joo Hee ile olan ilişkisinde çıkmaza girmesi hayatı içinden çıkılmaz hale getirir. Woonamjung’u kurtarmayı başarabilecek mi? Peki kardeşini yeniden kazanabilecek mi?

Yoon Joo Hee (Kim So Yun) Woonamjung yönetim kurulu üyelerinden birinin kızı ve Woonamjung yöneticilerinden biridir. SungChan’ı özel biri olarak düşünsede BongJoo ile nişanlanması beklenmektedir. JoonHee, BongJoo’nun hırsının kötü sonuçlar getireceğini hisseder ama bunu engellemekte pek başarılı olamaz. SungChan’ı tekrar dönmeye ikna etmeye çalışır. JooHee kötü gidişi durdurabilecek mi? BongJoo ile ilişkisi ne olacak?

Yemek konulu bir dizi olsa da genel olarak mutfakta geçen bir dizi değil. Bölüm sayısı biraz uzun olması nedeniyle özellikle yemek yarışması konusunda tekrara düşmüşler. Ancak yine de seyrederken sıkılmıyorsunuz. Yemek yapan erkeklerin  hala çok karizmatik olduğunu düşünüyorum. JooHee’nin bu günlerde iştahım yok demesi üzerine, BongJoo’nun yoğun geçen bir güne rağmen JooHee’ye özel yemek hazırlaması çok güzeldi. SungChan’ın bela çeken halleri ise dizi boyunca devam edecek. Ama başarılı olduktan sonra JinSoo’yu göstermesi kıskanılası bir davranıştı. Özellikle JinSoo için tuzlu çorbayı bile keyifle içmesi en beğendiğim sahnelerinden biriydi. Dizi hakkında daha fazla şey öğrenmek isteyenler için iyi seyirler..

Me too, Flower.. Hissedeceksiniz…

 

“Sevmek isteyen sevilecektir…” Biraz fazlaca iyimser bir bakış açısı mı?

Me too, Flower dizisisini seyrederken bir çok şey düşündüm, hissettim.. Sorumluluk, vazgeçilememe arzusu, hırs, vicdan azabı, arkadaşlık, kardeşlik duygusu ve tabiki aşk.. Dizinin konusunu farklı yerlerde okuyabilirsiniz ama ben burda diziyi seyrederken hissettiklerimi yazmak istedim bu sefer..

Aşkın ne zaman, nerede, nasıl insanın karşısına çıkacağı belli değildir. Aslında aşk biraz da zamanlama meselesidir. Doğru zamanda konuşmak gerekir, doğru cümlelerle ve cesaret ister, biraz da özgüven..İnsanın kendini olduğu gibi kabul ettirebilmesi ne kadar zor. İlla ki önce bir etiketine bakmamız lazım nereden mezun, ne iş yapıyor, hatta ne kadar kazanıyor-hani şu elektrik alıp almamamızı etkileyen soru!! Karşımızdaki insanı sadece dinlemek/anlamak çok zor bizim için, çok zor! Dikkat etmediğimiz bir şey vardır-bazen olaylar göründüğü gibi değildir. Yalnızlık hissi.. Kalabalıkta bile kimseye güvenememek, kendini yalnız hissettiğinde birinin sesini duymak istediğinde telefonunda arayabilecek kimsenin numarasını bulamamak, sonrasında kendinden nefret etmek..

Özgürlük her zaman sadece kendi elimizde değil. Kimseye bağlı olmak istemeyip hayatımızda gerçekten güvenebileceğimiz koşulsuz şartsız bizi sevecek birini isteriz. Çelişki midir, yoksa olması gereken mi?! Ve vazgeçilmek istemeyiz.. Çok ilkel bir histir.. Hep sevilmeyi isteriz, sadece beni sevsin, başka bir yere gitmesin, başka kimseyi sevmesin.. Bazılarında az, bazılarında fazladır. Ama sonuçta hepimizde önce “ben” vardır..

Ve tabiki aşk.. İçini ısıtan sımsıcacık, samimi, doğal.. Karşındakinin değişmesini beklemeden, olduğu gibi kabul etmek pek mümkün değildir. Mutlaka bazı şeylerin değişmesini bekleriz, üstelik biz değişmek istemezken.. Ruhumuzda bencillik vardır. Sanırım diğer beni bulduğumuzda değişmesini beklemeden her haliyle kabul ederiz. Bunun ihtimali çok düşük olsa da ben hala iyimserliğimi kaybetmedim ve buna inanmak istiyorum..

Sonuç olarak; bu diziyi seyretmelisiniz:) Size hissettirdiği duyguları paylaşırsanız çok mutlu olurum.. İyi seyirler..

Haremler Gerçek Olsa..

Uzun zamandır içimde yazma isteği uyandıran ilk şey bu mim oldu:)) Konusuna bayıldım, çok beğendim, başlatanı kıskandım ama dönüp dolaşıp bana da uğradığı için çok mutlu oldum.. Benim bu kadar mutlu olmamı yazılarında mimleyerek sağlayan Mydestiny ve Canlina‘ya teşekkürlerimi önden gönderdikten sonra gelelim benim haremime:)) Onları burda paylaşırken bile uyarıyorum İÇ ÇEKEREK BAKMAK YASAKTIR!

  PARK SHI HOO.. Ne desem nasıl anlatsam ona olan hayranlığımın yanında sönük kalır sanırım:) Bir insana gülmek nasıl bu kadar yakışır.. Kendisi benim “gözdem”,”hasekim” olur:)) Savcı prensesle başlayan maceramızda kendisini çok beğenmiş olmam diğer dizilerini seyretmeme neden oldu. İntikam istese de bir gülmesi herşeyi unutturuyordu:) Queen of Reversals dizisindeki uçarı hallerinin yanında istediğini alma arzusuna bayıldım. Peşine dayanamayıp How to Meet a Perfect Neighbor’da seyrettim kendisini. Soğuk ve biçare halleri beni kendisinden soğutmaya yetmedi.. The Princess’Man benim için zirve noktasıydı.. Bu dizideki final hayal kırıklığına uğratsa da kendisi benim vazgeçilmezimdir:))

 

GONG YOO.. Her güzelin vardır bir kusuru diyerek azıcık parantez bacak olmasını göz ardı ediyorum:) Kendisiyle tanışıklığımız Coffee Prince’e dayanır. Aşkı uğruna bir erkeğe aşık olmayı bile kabul edecek kadar cesur:) One Fine Day ve Hello My Teacher ile samimiyetimizin pekişmesi üzerine haremime dahil etmekten kendimi alamadım:) Bir insan nasıl bu kadar güzel aşık bakar öğrenmek için bakınız Gong Yoo;)

 

 

LEE MİN HO.. İlk gözdelerimdendir.. Yeri bende apayrıdır:)) Sevdiğim çıtırlardan biri-her hareme bir çıtır lazım;) İlk seyrettiğim dizi BOF’un asi, şımarık çocuğu.. Personel Taste’nin yakışıklısı-ki bence bu dizidde çok karizmatikti:) Finalde City Hunter’la gözdelerimden olmayı fazlasıyla hak ediyor.. Yeni bir projeye başla, seni yeniden seyretmek istiyorum.. Sabırsızlıkla bekliyorum.. Ben güzel gülen insanları seviyorum-Lee Minho’da bunlardan biridir;)

 

 

 

 

LEE SUN GYUN.. Yaşı azıcık büyük olabilir, kendisi evli olabilir, hatta çocuğu bile olabilir.. Ama bunların hiçbiri onu bu listeden çıkarmaya yetmez;) Mümkün değil:) Çok karizmatik, oynadığı roller yüzünden mi bilmem ama elimde değil kendisini başka türlü görmek:) Coffee Prince’deki anlayışlı, sevecen hallerinin yanısıra; Pasta dizisindeki aksi, huysuz, kararlı ve kendine öz güveni çok çok çok yüksek halleri beni benden aldı..

 

 

 

KIM HYUN JOONG.. Bir çok kişi sevmesede BOF’tan beri beğendiğim kişilerden birisidir kendisi.. BOF’taki alçakgönüllü hallerinden ziyade Playfull Kiss’teki ukala ve küstah hallerini kendime daha yakın buluyorum sanırım. Müzik adamı kişiliğinin pek başarılı sayıldığı söylenemez bence.. Vardır her güzelin kusuru:) Dizi senaryosu yazmama ilham kaynağı olsada tamamlayacak kadar etkili olamadı;) Hatta yerini Park Shi Hoo’ya kaptırsada haremimin gözdeler katında kendine yer edinmiştir.

 

LEE SEUNG Gİ.. Tesadüfen seyrettiğim Gumiho sonrası kendisini takip listeme eklemiş, peşine düşmüş bulunmaktayım.. Sen nasıl tatlı, nasıl sempatik bir şeysin öyle:)) Sen evimin baş köşesinde dur ben gelip gittikçe seni seyredeyim;)) Brilliant Legacy dizisinde değişim işte budur dedirtti.. Şımarık bir züppeden gerçek bir aşığa.. Greatest love dizisinde karşıma çıkmasına ise çok şaşırmış ve çok sevinmiştim:)) Davet etsem bana gelmez mi acaba?!

 

KANG JI HWAN.. Coffee House’un takıntılı yazarıyken tanıştık. Sonrasında pek sevdim. Lie To Me’de seyrettikten sonra biri bana böyle aşık olsun dedim-tabi aradaki gitgel dönemini saymazsak, eski bir kız arkadaşla uğraşmak istemem:) Kendisini bu kadar beğenmemdeki nedenlerden biri sanırım bazı hallerini Park Shi Hoo’ya benzetmemden kaynaklı.. Bu da çok güzel gülenlerden biri;)

 

 

HYUN BİN.. Secret Garden seyrettiğim ve severek önereceğim bir diziydi.. Sonrasında askere gitmesine gerçekten üzüldüm ve bu boşluğunda My Name is Kin Sam Soon’u izleyerek değerlendirmek istedim:) Buradaki dansını hala hatırlayıp gülüyorum;)) Bir an önce severek önereceğim başka işler yapmanı bekliyorum..

 

 

 

 

JANG GEUN SUK.. Çıtırlarımdan biriyle daha tanıştırmaktan zevk duyarım:) Gençliğinin ateşi nedeniyle biraz uçarı ve çatlak bulsamda haremimde ona yer vermezsem olmazdı. İlk olarak Mary All Night Out Stayed ile tanışmış olsakta daha ziyade You’re Beautiful ile burada olmayı hak etti:)

 

 

 

 

 

 

LEE DONG WOOK.. Son gözdemi de size gururla sunarım:) İlk olarak My Girl’de seyredip beğendim, peşine Scent Of  a Woman ile kendisini gözdeler katına çıkardım:)

 

 

Haremimin gözdeleriyle tanışmış bulunmaktasınız:) Bizde şimdi Bez Cadıları, Pudratozu ve Sevgili Günlük‘ün haremiyle tanışalım:))

Doktor Gözetiminde…!

Uzun zamandır yazmamaktan sonra eğlenceli bir dönüş yapmak fena olmaz sanırım. Evde olmanın eğlenceli yanlarından biri annem, teyzemler ve arkadaşlarıyla toplanıp “Gün” eğlencesine katılmak:)

Dün teyzemlerde toplandık. Arkadaşları kesinlikle çok renkli ve eğlenceli insanlardı. Tabiki gırgır muhabbette çok eğlenceli oldu haliyle.. Özellikle kod adı kullanarak Nermin teyzenin anlattıklarından birini anlatmak istiyorum:) Ben dinlerken çok eğlendim umarım sizde okurken eğlenirsiniz..

Nermin teyze çok eğlenceli, renkli bi kişilik olmasının yanı sıra azıcıkta hazırcevap bir hatun. Eşi de iyi niyetli olmasının yanısıra azıcık saf diye nitelendirebileceğimiz birisi. Bu Nermin teyze 2. gebeliğinde kötü bir tecrübe yaşamış ve dış gebelik nedeniyle operasyon olmak zorunda kalmış.  Daha sonra kontrole gittiklerinde doktor “Eğer tekrar gebelik düşünürseniz doktor kontrolünde olmalı” demiş. Eve döndükten sonra Nermin teyzenin eşi dayanamamış ve sormuş “Nermin, şimdi tekrar çocuk düşünürseniz doktor kontrolünde olmalı dedi ya; bunu derken neyi kastetti? Nasıl doktor kontrolünde olacak?”. Bu sorudaki safça sorulmuşluğu fark edince işte fırsat diyerek cevap vermiş “Tekrar dış gebelik olmaması için işte doktor kontrolünde olacak. Hastanede odalar var, biz çocuk yaparken doktor yanımızda olacak. Öyle doktor kontrolünde olacak.” demiş:))) Bunu duyan eşinin rengi benzi atmış haliyle “Ben bundan sonra çocuk falan istemiyorum.” demiş. Bu olay tabiki Nermin teyze için uzunca bir süre gülünecek ve bizim için anlatılası bir anı olmuş..:)

Evet Siz Doktorlar.. Yazım Bozuk Diye Üzülmeyin!

Herkesin sorduğu ortak bir soru var “Size bu kadar bozuk yazmayı okulda mı öğretiyorlar?”. Tahmin ettiğiniz gibi doktorların reçete yazmalarından bahsediyorum. Aslında artık yeni geçilen sistem nedeniyle aciller dışında pek reçete yazmaz oldular-yaşasın teknoloji ve bilgisayarlar:)

Bu yazılar çoğunlukla okul döneminde bozuluyor aslında. Özellikle eski yöntemlere alışmış, kitaptan satır satır okuyup sonra da sınavlarda kelimesi kelimesine isteyen hocalar yüzünden. Saatlerce not tutmak zorunda kalıp sonrasında yazdığın yazıları okuyamıyorsun:) Tabi her sınıfta olduğu gibi mutlaka en önde oturan ve bütün bunlara rağmen inatla inci gibi yazan “inek” diye nitelendirdiğimiz bayan öğrencilerden birinden tuttuğu notları alır, fotokopisini çektirirsin. Olan sadece saatlerce yazdığın yazıya olur.. -Sakın kimse alınmasın, çünkü bazı dersler için o yazısı alınan kişi ben olurdum:)-.

Sonra hastane koridorlarında hocanın peşinden koşuştururken not almaya çalışmaya başlarsın.. Bir süre sonra yazı mı yazmışsın oymalı resim mi çizmişsin belli olmaz. Bütün bunları hallettin diyelim o güzel not tutan arkadaşların sayesinde, ama nöbetlerde tek başınasın, yapayalnız:) İşi başından aşkın çömez asistan şaşkın ördek yavrusu gibi sağa-sola koşuştururken iş yükünü azaltmak için senin önüne bir dünya hasta orderı koyar ve kısa süre içinde yazmanı bekler. Yazmasına yazarsın ama senden önce yazanın yazılarını okuyabilirsen. İşte burda sanatçı kişiliğin devreye girer ve enfes bir resim kopyalamaya başlarsın:) “Evet şunun kuyruğu azıcık kısa kalmış biraz daha uzatmalı..”;)

Sonunda mezun olursun ve o reçeteleri yazacaksındır. Bunun keyfini sürersin, bi süre.. İlk göreve atandığım yerde günlük hasta sayısını sorduğumda 24 saatte 2 doktor ortalama 800-1000 hasta dediler. Bana düşen kısmı 12 saatte-ki gece saatlerini çok yoğun olmadığını düşünürsek 8 saatte 300-400 hastaya tekabül ediyor. İlk duyduğumda bu sürede bu kadar insan sadece önümden geçse ancak bakabilirim demiştim:) Ama bakılabiliyormuş öğrendim.. Ve işte bir sürelik keyif burdan sonra ızdıraba dönüşüvermeye başladı.

Yazın düzgünse/okunaklıysa bir de eczacı kalfalarıyla uğraşmak zorunda kalıyorsun. Çünkü en ufak harf düzeltmesini bile yaptırmak zorundalar. Hastane koridorlarında kovalamaca başlıyor. Siz önde hastayla beraber müşadedir, yoğun bakımdır gezerken arkanızdadır eczacı kalfası, sizin nefes almak için durduğunuz anın peşinde düzeltme yaptırabilmek için. Bu nedenle yazımı bozmak için çok çaba sarf ettim, sırf kalfalar peşimi bıraksın diye ama olmadı. Hala çok net ve okunaklı yazıyorum. Yazımı bozmamın bir yolunu bilen varsa hala öğrenmeye hazırım:) Doktorların yazıları neden bu kadar bozuk demeyin, bunu yapmak isteyip beceremeyenler mevcut, unutmayın..:)

Not 1 : Resimler alıntıdır.
Not 2 : Bu yazı Mydestiny'nin isteği üzerine yazılmıştır:)

Gel de İnan.. Günlük Hayatın İçinde…

 

 Evde kalmış kızların ya da onlara evde kalmış muamelesi yapanların ve duyduğum andan beri ne kadar şaçma olduğunu düşündüğüm bir batıl inançtan söz etmek istiyorum.. Bu bizim evde kalmış kızlarımız yeni bir çift evlendikten sonra gerdek gecesinin sabahında gelin hanım daha yataktan çıkmadan odasına dalarlar.. Ve gelin kızımız bu evde kalmış kızların burnunu sıktığında bu evde kalmış kızlarımızın kısmeti açılırmış:)) İnanırsan tabi..

Çoğu kişinin bildiği başka bir inançta; başka birinin elinden kesici bir alet alamayanlar için. Bıçak olsun, makas olsun önce bir yere koydurtur sonra alırlar. Mantığı nedir, temelini nereye dayandırırlar bilmem. Bir kurgu yaratmak gerekirse; bu kişinin bir doktor, hatta bir cerrah olduğunu düşünsenize.. Ameliyat sırasında “Hemşire Hanım neşter!” der, hemşire neşteri uzattığında “Masaya bırak ordan alıcam ben” demesinde ki absürtlüğü..

Afyon’lular bu işe ne der bilmiyorum ama aldığım duyumlara göre Afyon kalesi çok hayırlı bir yermiş:) Evlenmek isteyen hanımlar buraya çıkar, kaleden şehre karşı “Ben evlenmek istiyorum” diye bağırdıklarında kısmetleri açılırmış.. Bu kısmet açmak için daha neler var neler.. Evlenen kişinin ayakkabısının altına isim yazdıranlar mı dersin, nişan kurdelesinden yutanlar mı!! Be evlenmek pek önemli bişey sanırım, bu kadar batıl inanç türediğine göre.. Evlenenlere sormak lazım bunun kerameti nedir diye:)

Kulak çınlaması durumunda kendinden bahsedildiğine inanılır. Sol kulak çınlarsa kötü, sağ kulak çınlarsa iyi bahsediliyordur. Bir rivayete göre kulak çınlaması rahatsızlığı olan Van Gogh, buna daha fazla dayanamamıştır. Adam haklı 7-24 hakkında konuşulmasına dayanamayıp bunları duyacağıma hiç duymayayım diyerek kesmiş kulağını.. Sağ avuç içi kaşınırsa para gelecek, sol avuç içi kaşınırsa para gidecek inancı da bunun başka bir versiyondur. Bunların temeli sağın iyiliği solun kötülüğü temsili.. Kahrolsun solcular!!! Sol tarafımı kesip atsam çözüm olur mu acaba?!

Başka bir inanışta göbek bağıyla ilgilidir. Çocuğun ilerde nerde olmasını istiyorsan göbek bağını oraya gömersen eğer büyüyünce onunla ilgili bir işte bulunurmuş. Evde tutarsan çok evcimen olurmuş. Ben buna tamamen karşıyım-göbek bağım hala evde ama ben sokak çocuğu gibiyimdir:) Adliyenin bahçesine gömersen hakim ya da savcı.. Ama ya ters teper de mahkemelerden kurtulamazsa.. Çok tehlikeli bir inanış aman dikkat.. İyi yerlerde olsun derken çocuğun başını yakmayın:)

Aş eren hamile kadın o sırada neye bakarsa çocuğu ona benzermiş. Burda mantık hatasımı var nedir? Aş erdiği sırada muhtemel aş erdiği şeye bakması gerekmiyor mu? Tamam bahsi geçtiği sırada olanları saymazsak yine de hatırı sayılır bi oranı aş erdiği şeye bakıyordur. Yani çevremizde karpuza, eriğe ve bunun gibi şeylere benzeyen insanların olması gerekmiyor mu? Benim hiç tanıdığım bir karpuz yok, sizin var mı? ;)

Ayna kırmak 7 yıl uğursuzluk getirir inancına göre ben sanırım 2 ömürlük uğursuzluğa sahibim:)  Merdiven altından geçmenin uğursuzluğu ya da kara kedi görmenin getirdiği uğursuzluklar da bunlarla rekabet edebilir düzeyde yaygın.. Düşündümde ben epey uğursuz bir insanmışım yahu..

İlk aklıma gelen batıl inançlar bunlar.. Eminim bir çoğunu sizde biliyorsunuzdur, hatta eminim inandıklarınız da mevcuttur. İlginç olanları bizimle de paylaşın:))

Not : Resimler alıntır.

Uyusunda Büyüsün…

Uykuya bu kadar düşkün ve seven bir insan olarak azıcık da olsa bundan bahsetmemek olmaz. Bizde genetik çok uyumak.. Ablam da benim gibi anlayacağınız.. Amca kızları da:)

Uykuyla ilgili bir çok bozukluk var aslında ama ben çok fazla detaya girmeden sadece kaliteli uykudan bahsetmek istiyorum. Dinlenmek için asıl önemli olan uykunun süresinden ziyade kalitesidir. Uyku sırasında uyanmaların, irkilmelerin ve vücut hareketlerinin sayısının artması ve derin uykunun azalması uyku kalitesi bozukluğunun göstergeleridir. Kaliteli uyumak için ne yapıyoruz, uykuda az hareket ediyoruz. Gerekirse kendimizi yatağa bağlıyoruz:)) Benim gibi bütün gece yorganla kavga ederseniz sabah yorgun uyanırsınız.

Uyku Hijyeni için dikkat edeceğimiz noktalara gelirsek;

  • Gün boyunca kendinizi uyanık hissetmeye yetecek kadar uyumalıyız, daha fazla değil. Yatakta geçirilen zamanın azaltılması uykuyu yoğunlaştırır, yatakta fazla zaman geçirilmesi ise uykunun bölünmesine neden olur. Yatak keyfine son.. Keyif yaparsan uykusuz kalırsın..
  • Her gün uyabileceğiniz bir sabah uyanma saati olmalıdır, haftasonları da dahil olmak üzere. Pazar sabahı da geç saate kadar uyuyup sonrasında yatak keyfi yapamayacaksak ne anladım bu uykudan ben.

  • Geceleri olmamak kaydıyla düzenli egzersiz yapılmalıdır. Sabahları bizim parkta emekli asker amca egzersiz yaptırıyor. Hep beraber.. 1, 2, 3..
  • Gürültülü ortam uykuyu bozabilir. Televizyon karşısında uyumalara son.
  • Fazla sıcaklık uyku kalitesini bozduğu için oda belli bir sıcaklıkta olmalıdır. Bana göre 30 derece, sana göre?
  • Uykudan önce hafif bir atıştırma uykuyu iyileştirebilirken, ağır bir yemek ve aşırı sıvı almak tersi etki yaratır. Uyuyalım derken ya reflü olucaz, ya obez..
  • Kafeinli içecekler uykuyu bozar. Kronik alkol ve tütün kullanımı da uyku kalitesini bozar. Uyku saatinden en az 6 saat önce bu gıdaların alınması kesilmelidir. Kahve bağımlıları size bu madde.. Bağımlılığa son!! Ah şu nikotin.. Sigara mı, uyku mu? Uyku mu, sigara mı? Bul karayı al parayı;)

 

  • Alkollü içecekler uykuya dalmayı kolaylaştırabilir, ama sonrasında uykunun belirgin derecede bölünmesine neden olabilir. Alkol bütün kötülüklerin anasıdır! Azıcığından zarar gelmez deme, trafik canavarı olma!
  • Uykuya dalamadığınız için sinirlenirseniz, uyumak için daha fazla çabalamayın. Sıkıcı bir kitap okuyun veya sıkıcı bir film seyredin. Benim için tarihi kitaplar bunun için biçilmiş kaftan. Evde her daim sanatsal bir film bulundurmalı;)

Bu kadar uykudan bahsettikten sonra söylenecek tek şey kaldı sanırım.. Hepinize iyi uykular…:)

Not : Resimler alıntıdır.