Doktor Gözetiminde…!

Uzun zamandır yazmamaktan sonra eğlenceli bir dönüş yapmak fena olmaz sanırım. Evde olmanın eğlenceli yanlarından biri annem, teyzemler ve arkadaşlarıyla toplanıp “Gün” eğlencesine katılmak:)

Dün teyzemlerde toplandık. Arkadaşları kesinlikle çok renkli ve eğlenceli insanlardı. Tabiki gırgır muhabbette çok eğlenceli oldu haliyle.. Özellikle kod adı kullanarak Nermin teyzenin anlattıklarından birini anlatmak istiyorum:) Ben dinlerken çok eğlendim umarım sizde okurken eğlenirsiniz..

Nermin teyze çok eğlenceli, renkli bi kişilik olmasının yanı sıra azıcıkta hazırcevap bir hatun. Eşi de iyi niyetli olmasının yanısıra azıcık saf diye nitelendirebileceğimiz birisi. Bu Nermin teyze 2. gebeliğinde kötü bir tecrübe yaşamış ve dış gebelik nedeniyle operasyon olmak zorunda kalmış.  Daha sonra kontrole gittiklerinde doktor “Eğer tekrar gebelik düşünürseniz doktor kontrolünde olmalı” demiş. Eve döndükten sonra Nermin teyzenin eşi dayanamamış ve sormuş “Nermin, şimdi tekrar çocuk düşünürseniz doktor kontrolünde olmalı dedi ya; bunu derken neyi kastetti? Nasıl doktor kontrolünde olacak?”. Bu sorudaki safça sorulmuşluğu fark edince işte fırsat diyerek cevap vermiş “Tekrar dış gebelik olmaması için işte doktor kontrolünde olacak. Hastanede odalar var, biz çocuk yaparken doktor yanımızda olacak. Öyle doktor kontrolünde olacak.” demiş:))) Bunu duyan eşinin rengi benzi atmış haliyle “Ben bundan sonra çocuk falan istemiyorum.” demiş. Bu olay tabiki Nermin teyze için uzunca bir süre gülünecek ve bizim için anlatılası bir anı olmuş..:)

Reklamlar

Evet Siz Doktorlar.. Yazım Bozuk Diye Üzülmeyin!

Herkesin sorduğu ortak bir soru var “Size bu kadar bozuk yazmayı okulda mı öğretiyorlar?”. Tahmin ettiğiniz gibi doktorların reçete yazmalarından bahsediyorum. Aslında artık yeni geçilen sistem nedeniyle aciller dışında pek reçete yazmaz oldular-yaşasın teknoloji ve bilgisayarlar:)

Bu yazılar çoğunlukla okul döneminde bozuluyor aslında. Özellikle eski yöntemlere alışmış, kitaptan satır satır okuyup sonra da sınavlarda kelimesi kelimesine isteyen hocalar yüzünden. Saatlerce not tutmak zorunda kalıp sonrasında yazdığın yazıları okuyamıyorsun:) Tabi her sınıfta olduğu gibi mutlaka en önde oturan ve bütün bunlara rağmen inatla inci gibi yazan “inek” diye nitelendirdiğimiz bayan öğrencilerden birinden tuttuğu notları alır, fotokopisini çektirirsin. Olan sadece saatlerce yazdığın yazıya olur.. -Sakın kimse alınmasın, çünkü bazı dersler için o yazısı alınan kişi ben olurdum:)-.

Sonra hastane koridorlarında hocanın peşinden koşuştururken not almaya çalışmaya başlarsın.. Bir süre sonra yazı mı yazmışsın oymalı resim mi çizmişsin belli olmaz. Bütün bunları hallettin diyelim o güzel not tutan arkadaşların sayesinde, ama nöbetlerde tek başınasın, yapayalnız:) İşi başından aşkın çömez asistan şaşkın ördek yavrusu gibi sağa-sola koşuştururken iş yükünü azaltmak için senin önüne bir dünya hasta orderı koyar ve kısa süre içinde yazmanı bekler. Yazmasına yazarsın ama senden önce yazanın yazılarını okuyabilirsen. İşte burda sanatçı kişiliğin devreye girer ve enfes bir resim kopyalamaya başlarsın:) “Evet şunun kuyruğu azıcık kısa kalmış biraz daha uzatmalı..”;)

Sonunda mezun olursun ve o reçeteleri yazacaksındır. Bunun keyfini sürersin, bi süre.. İlk göreve atandığım yerde günlük hasta sayısını sorduğumda 24 saatte 2 doktor ortalama 800-1000 hasta dediler. Bana düşen kısmı 12 saatte-ki gece saatlerini çok yoğun olmadığını düşünürsek 8 saatte 300-400 hastaya tekabül ediyor. İlk duyduğumda bu sürede bu kadar insan sadece önümden geçse ancak bakabilirim demiştim:) Ama bakılabiliyormuş öğrendim.. Ve işte bir sürelik keyif burdan sonra ızdıraba dönüşüvermeye başladı.

Yazın düzgünse/okunaklıysa bir de eczacı kalfalarıyla uğraşmak zorunda kalıyorsun. Çünkü en ufak harf düzeltmesini bile yaptırmak zorundalar. Hastane koridorlarında kovalamaca başlıyor. Siz önde hastayla beraber müşadedir, yoğun bakımdır gezerken arkanızdadır eczacı kalfası, sizin nefes almak için durduğunuz anın peşinde düzeltme yaptırabilmek için. Bu nedenle yazımı bozmak için çok çaba sarf ettim, sırf kalfalar peşimi bıraksın diye ama olmadı. Hala çok net ve okunaklı yazıyorum. Yazımı bozmamın bir yolunu bilen varsa hala öğrenmeye hazırım:) Doktorların yazıları neden bu kadar bozuk demeyin, bunu yapmak isteyip beceremeyenler mevcut, unutmayın..:)

Not 1 : Resimler alıntıdır.
Not 2 : Bu yazı Mydestiny'nin isteği üzerine yazılmıştır:)

Uyusunda Büyüsün…

Uykuya bu kadar düşkün ve seven bir insan olarak azıcık da olsa bundan bahsetmemek olmaz. Bizde genetik çok uyumak.. Ablam da benim gibi anlayacağınız.. Amca kızları da:)

Uykuyla ilgili bir çok bozukluk var aslında ama ben çok fazla detaya girmeden sadece kaliteli uykudan bahsetmek istiyorum. Dinlenmek için asıl önemli olan uykunun süresinden ziyade kalitesidir. Uyku sırasında uyanmaların, irkilmelerin ve vücut hareketlerinin sayısının artması ve derin uykunun azalması uyku kalitesi bozukluğunun göstergeleridir. Kaliteli uyumak için ne yapıyoruz, uykuda az hareket ediyoruz. Gerekirse kendimizi yatağa bağlıyoruz:)) Benim gibi bütün gece yorganla kavga ederseniz sabah yorgun uyanırsınız.

Uyku Hijyeni için dikkat edeceğimiz noktalara gelirsek;

  • Gün boyunca kendinizi uyanık hissetmeye yetecek kadar uyumalıyız, daha fazla değil. Yatakta geçirilen zamanın azaltılması uykuyu yoğunlaştırır, yatakta fazla zaman geçirilmesi ise uykunun bölünmesine neden olur. Yatak keyfine son.. Keyif yaparsan uykusuz kalırsın..
  • Her gün uyabileceğiniz bir sabah uyanma saati olmalıdır, haftasonları da dahil olmak üzere. Pazar sabahı da geç saate kadar uyuyup sonrasında yatak keyfi yapamayacaksak ne anladım bu uykudan ben.

  • Geceleri olmamak kaydıyla düzenli egzersiz yapılmalıdır. Sabahları bizim parkta emekli asker amca egzersiz yaptırıyor. Hep beraber.. 1, 2, 3..
  • Gürültülü ortam uykuyu bozabilir. Televizyon karşısında uyumalara son.
  • Fazla sıcaklık uyku kalitesini bozduğu için oda belli bir sıcaklıkta olmalıdır. Bana göre 30 derece, sana göre?
  • Uykudan önce hafif bir atıştırma uykuyu iyileştirebilirken, ağır bir yemek ve aşırı sıvı almak tersi etki yaratır. Uyuyalım derken ya reflü olucaz, ya obez..
  • Kafeinli içecekler uykuyu bozar. Kronik alkol ve tütün kullanımı da uyku kalitesini bozar. Uyku saatinden en az 6 saat önce bu gıdaların alınması kesilmelidir. Kahve bağımlıları size bu madde.. Bağımlılığa son!! Ah şu nikotin.. Sigara mı, uyku mu? Uyku mu, sigara mı? Bul karayı al parayı;)

 

  • Alkollü içecekler uykuya dalmayı kolaylaştırabilir, ama sonrasında uykunun belirgin derecede bölünmesine neden olabilir. Alkol bütün kötülüklerin anasıdır! Azıcığından zarar gelmez deme, trafik canavarı olma!
  • Uykuya dalamadığınız için sinirlenirseniz, uyumak için daha fazla çabalamayın. Sıkıcı bir kitap okuyun veya sıkıcı bir film seyredin. Benim için tarihi kitaplar bunun için biçilmiş kaftan. Evde her daim sanatsal bir film bulundurmalı;)

Bu kadar uykudan bahsettikten sonra söylenecek tek şey kaldı sanırım.. Hepinize iyi uykular…:)

Not : Resimler alıntıdır.

Kaçıııın, içimizde şizofren var!

Bugün Criminal Minds dizisini seyrederken Dr. Reid karakteri annesinin şizofren hastası olduğundan bahsediyordu. Bende biraz bu konudan bahsetmek istedim. Bu konuyla ilgili ilk söylemem gereken şey sanırım çoğunlukla saldırgan değildirler. Hatta aksine içe kapanmaya, sosyal çevrelerinden kendilerini soyutlamaya başlamışlardır. Öz bakımları son derece kötü durumdadır. Hastalık genellikle 20’li yaşlarda başlar. Erkeklerde, kadınlara göre başlama yaşı kısmen daha küçüktür. Kadınlarda ve erkeklerde aynı oranda görülmektedir. Kişiler gerçeklik algısını kaybetmiştir. Düşüncelerinin mantıksız olduğunu kabul etmezler.

Her yıl ortalama 2000-20000 kişiden 1’ine yeni şizofren tanısı konur. Tüm hastaları göz önünde bulundurduğumuzda her 100 kişiden 1’i şizofren hastasıdır. Sağımızda, solumuzda, belki komşumuz ya da kantincimiz..

Sinsi başlayan tipinde, genç içe kapanır, bedeniyle uğraşmaya başlar, kendi kendine gülme, kendi kendine konuşma, garip saplantılar görülebilir. Odasına kapanma, dışarı çıkmama, yıkanmama gibi davranışlar görülebilir. Aile, bu durumu ergenlik bunalımı zannederek üzerinde durmayabilir.

Hastalık genetik geçiş göstermektedir. Hastalık kardeşte ya da ebeveynlerden birinde varsa yaklaşık %10, her iki ebeveynde de mevcutsa yaklaşık %40, tek yumurta ikizinde varsa %50 ihtimalle kişide de gözlenir. Kişilerin yarısı intihar girişiminde bulunur. Farklı tipleri mevcuttur: görsel sanrılar, işitsel sanrılar, büyüklük sanrıları vb.Kişiler ilaç tedavisiyle günlük yaşamlarını normal şekilde sürebilecek duruma gelebilirler.

20-30 yaşlarında genç kadın hasta.. Kendisinin 7 yıldır hamile olduğuna inanmaktadır. Hamilelik süresinin normalde 9 ay olduğunu bilmektedir. Ancak nasıl 7 yıldır hamile olabileceğini sorduğunuzda onun herhangi biri değil Hz. İsa olduğunu bu nedenle bu kadar uzun sürdüğünü söylemektedir.

40’lı yaşlarında evli erkek hasta.. İşitsel ve görsel sanrıları mevcuttur. Gördüğü gölgeler ona kendi derisini yüzmesini söylemektedir. Hastayla konuşurken gerçekten acı çektiğini görebilirsiniz. Acılarının ancak böyle biteceğini düşünen hasta derisini yüzdürebileceği bir yer bile aramıştır.
Bu kişilerin çevrelerinde aileden biri, eşi veya arkadaşlarının bulunması davranış değişikliklerinin erken farkedilmesi açısından önemlidir.Korkulmaması gerekilen, toplumdan soyutlanılmaması gereken, kısmen tedavi edilebilen bir hastalıktır..
Not : Resimler alıntıdır.

Çekilin Yoldan, Sancım Var!!!

 

Tıp dünyasıyla ilgili yazı dizilerimi merakla beklediğini söyleyen Mydestiny için hemen bir yazı yazmak ve bu yazıyı ona ithaf etmek istiyorum:) Öğrencilik yıllarımdan kalma kısacık bir anı;

Karın ağrısıyla nedeniyle 25-30’lu yaşlarında oldukça kilolu bir kadın hasta acile başvurur. Acilde sorulan sorular nedeniyle evli olmadığını ve bakire olduğunu belirtir. Hasta aynı zamanda hastanemizde psikiyatri tarafından takip edilmektedir. Tüm kan tetkikleri yapılır ancak belirgin bişey bulunamaz. Ağrı gittikçe sıklaşmakta ve şiddetlenmektedir. USG istenir. Yer yer kistik, yer yer solid kitle şeklinde raporlanır. Acilde bir sonuca varılamayınca genel cerrahi tarafından değerlendirme istenir. Onlarda belirgin bir şey bulamayınca hasta servise yatırılır ve tanısal amaçlı ameliyata alınmasına karar verilir.

İntörn doktor bilgilerini almak için hastanın yanına gittiğinde şikayetlerinin arttığını öğrenir. Bir süre sonra telaşla asistan odasına dalar. Telaşla “Abi hemen yetişmen lazım” der. İkisi birlikte hastanın odasına girdiklerinde doğumun çoktan başladığını görürler. Genel cerrahi asistanı doğumu yaptırır. Bebeği anneye vermek istediğinde “Neden onu bana veriyorsun, bu benim çocuğum değil ki” cevabını aldığında şaşırır. Bir kaç kez daha aynı şey tekrarlandığında asistan çıldırma noktasına gelir ve sesi koridorda yankılanır “Nasıl senin değil? Az önce benden çıkmadı ya bu, senden çıktı”. Herkesin yorumsuz kaldığı andır:) Sonunda annenin yakınları bebeği kabul eder ve bizim asistan baba olmaktan kurtulur:)

Not : Resim alıntıdır.

Öğretmenler Gününde İntihar..

Sabah gözümü açtığımda babam çoktan okula gitmiş, derslere girmiş, 24 Kasım kutlamasını yapmış ve gelmişti. Aslında anlattığı bişeyler ilgimi çektiği için uyandım desem daha doğru olur. Bugün okulda yaptıkları törenden sonra öğrencilerinden biri 2. katın penceresinden intihar (!) amaçlı kendini aşağı atmış. Merak etmeyin gayet iyi, tabi muhtemelen kırık bir bacak ve onun için endişelenmiş aile üyeleri ve arkadaşlarını saymazsak.. Derdi nedir bilmiyorum tabiki, ya dersleri kötüdür ya erkek arkadaşıyla sorunludur ya da ilgi çekmeye çalışıyordur. Akılsızım; ordan atladığında ölmeyeceğini biliyorsun ama yine de bunu yapıyorsun. Sana başka ne denir bilmiyorum.

Acilde özellikle kış dönemlerinde ve okul kapanmasına yakın dönemlerde-ki bunu karneye bağlıyoruz-bolca intihar girişiminde bulunan genç gelirdi. Genellikle ilaç içmeyi tercik ederlerdi, yüksekten atlayanına ben ilk kez şahit oluyorum. Hocalarımız da kızların genelde ilaç içmeyi tercih ettiklerinden bahsetmişti. Kadın milleti işte öldükten sonra bile kötü görünmek istemez, bu yüzden genelde fiziksel bütünlüklerini bozacak şeyleri intihar amaçlı pek tercih etmezler demişlerdi; yani yüksekten atlamaz, kendini tren altına atmaz.

İntihar amaçlı gelmiş bir hasta; tabiki bilmediği için annesinin ilaçlarını falan içmiş çocuklardan bahsetmiyorum burda.. Amaca yönelik hareketlerden bahsediyorum. Ailesi çoğu zaman panik halde, korkmuş, o an söylediğin hiçbir şeyi anlamayacak durumda oluyor. Bu durumda hasta yakınları lüften hastanede daha serin kanlı olabilecek ve hastanın özgeçmişiyle ilgili sorunlarını bilen bir yakını bulunsun. Eğer intihar edenin yakınında, çevresinde boş ilaç kutuları veya şüpheli kutular varsa hepsini yanına alsın. Çünkü ne içtiğini bilmeden yardımcı olabilmek daha zor oluyor. Zehir danışmaya bilgi vermek için hangi ilaçtan ya da hangi maddeden ne kadar aldığını, ne kadar zaman önce aldığını bilmek gerekiyor.

Şimdi sıra iş doktorda; burda görüş ayrılıkları mevcut. Bir görüşe göre bunu yapmak için altta yatan mutlak bir sebep vardır ve psikiyatri tarafından değerlendirilmeli, hastaya nazik davranılmalıdır. Diğer görüşe göre ise bu hastanın her deliğinden gerekti tıbbı aletlerle müdahele edilmelidir. N/G, idrar sondası vb.  Hasta böyle bir durumla tekrar karşılaşmak istemeyeceği için bunu tekrarlamayacaktır. İki görüşünde kendine göre haklı yönleri mevcut bence; kişiye göre uygulanmalı.. Hastalık yoktur, hasta vardır.

Bu yaz Mydestiny ile konuşurken bir çok intihar etme yönteminden bahsetmiştim. Senle konuşan intihara sürüklenir demişti:) Tabiki bunlardan bahsetmeyeceğim, neme lazım belki burdan esinlenenler çıkar!!!Ama intihar eden bir hastadan bahsetmeden geçemeyeceğim. Acile yine telaşla getirilen genç bir kız, bir kutu hap içmiş diye ailesi panik halde. Ne içtiğini soruyoruz, bilmiyorlar. Birini evden ilaç kutusunu getirmesi için geri yolluyoruz. Gelen kutu C vitamini kutusu!!! İntihar amaçlı bir kutu vitamin…

Sonuç olarak gençler intihar etmeyin. Hele öğretmenler gününde, sizden sorumlu onlar iken böyle acı bir tecrübe yaşatmayın!

Not: Resimler alıntıdır.

Ağlama Duvarı (!)

          Çok büyük bir kızgınlık ve öfkeyle yazıyorum. Ne zaman bunu düşünsem ve sorgulamaya kalksam sonunda çok sinirlenmiş buluyorum kendimi, elimde olmadan. Bu ülkede çok fazla düşünmeden sorgulamadan yaşayacaksın, eğer dertsiz tasasız olmak istiyorsan.

Uzunca bir üniversite öğrenimi boyunca-ki bu 6 yıllık bir süreci kapsamakta, bazı yerlerde 7 yıl (tıp fakültesi)-son 3 sene özellikle de son sene resmen etimizden, sütümüzden, yünümüzden faydalanıyorlar..

Hangi okulda son senesinde öğrenim süresi 365 gündür+90-100 nöbet tabiî ki. Nöbet olayını da açıklamak isterim, sadece gece kalıp sabah evimize gittiğimizi düşünmeyin. Cuma ve cumartesi nöbetleri hariç diğer günlerde sabah akşama kadar normal mesai sonra akşamdan sabaha kadar nöbet ve sonra sabah yine akşama kadar normal mesai-sanırım 36 saat çalışma süresi… Evde dinlendikten sonra sabah yine mesai!! Ama Cuma cumartesi nöbetlerinde sabah çıkıp evine gidebiliyorsun-lütuf!! Bir memurun sanırım haftalık çalışma saati yanlış bilmiyorsam 40 saattir, biz iki günde neredeyse bunu tamamlıyoruz ve daha öğrenciyken!! Yediğin azarlardan, gördüğün muameleden, hasta yakınları tacizlerinden, maruz kaldığın şiddetten bahsetmiyorum bile… Onlar tuzu biberi, eğlencesi(!).

Sonra mezun oluyorsun-sanki devlet seni kendi ücretsiz okutmuş gibi zorunlu görev adı altında atıyor. Mezun olduktan sonra sana sormadan atamaya almalarına isyanım. Belki bu yorumuma kızacak bir sürü insan olabilir-özellikle de yıllarca atama bekleyen ama bir türlü atanamayan insanlar… Bu yorumları okurken lütfen her mesleği kendi içinde değerlendirmeye çalışın!!

Eğer atandığın yerde çalışmak istemezsen-ki diyelim ki uzmanlık sınavına çalışmak ve uzman olmak istiyorsan, yani daha iyi şartlarda çalışmak yani en azından bir konuda gerçekten söz sahibi olmak, poliklinik şartlarında çalışmak istersen İSTİFA etmek zorundasın. Bak bu konuda devlet çok cömert-en azından 3 kere istifa etme şansı vermiş bize!!! Diyelim ki istifa ettin aaa bi sürpriz daha-artık diploman yok… Diploma sorduklarında elinde sadece lise diploması mevcut. Neden? Çünkü devletin sana biçtiği adı “devlet yükümlülüğünü” yerine getirmeden istifa etmişsin; eee bunun bir bedeli olmalı!! Sen devlette çalışmak istemezsen O’da senin hiçbir yerde çalışmana izin vermez.

Dışarıdan çok saygın bir meslek olarak gözükse de davulun sesi uzaktan hoş gelir. Severek yapmak gerek bu mesleği çünkü neredeyse tüm hayatını buna feda etmen gerek-pişman olmadan..

Ben mi? Severek mi yapıyorum henüz hala bilmiyorum. Çalıştığım sürede insanlara yardımcı olabilmek çok güzel bir duyguyken; hükümetin oyunları, mevkisini koruma telaşında olan insanların ayak oyunları, kişilerin çıkarları… Sadece emin olduğum bir şey var; çocuğum olursa ona asla tıp fakültesini yazdırmam!!!

Not: “Doktorlar” dizisinden hiç keyif almıyorum,seyretmiyorum ve önermiyorum.

Resimler alıntıdır.