Kafamın içinde bir silgi var.. Herşeyi siliyor..

 

Bahsetmek istediğim izlenilesi bir film.. Jung Woo Sung’u ilk olarak Daisy filminde seyretmiş, hem filme hem oyuncuların performansına hayran olmuştum. Peşine öneri üzerine bu filmi,Hatırlanacak Bir Anı’yı (A Moment To Remember) seyrettim ve çok beğendim.

Son Ye Jin ise filmdeki kadın oyuncu. İlk defa seyrettim ve performansını başarılı buldum. Filmde Kim Su Jin’in en belirgin özelliği unutkan olmasıdır. Başına gelen olaylar hep bu unutkanlığı yüzünden olur. Evli olan sevgilisi tarafından beraber kaçacakları gün terk edilir. Üzüntü ve kırgınlıkla dönerken yolda bir markete uğrar.

Markete unuttukları nedeniyle geri döndüğünde Choi Chul Soo ile ilginç bir karşılaşmaları olur. Daha  sonra yeniden karşılacaklardır, çünkü Chul Soo babasının çalışanıdır. Chul Soo marangoz olarak çalışır ve mimarlık sınavlarına hazırlanır. Biraz dik kafalı ve başına buyruktur.

Su Jin’in inşaat konusunda yardıma ihtiyacı olur ve babasından bunun için birini göndermesini rica eder. Chul Soo ile ilişkileri bundan sonra başlar. Bir çok şeyi beraber yapmaya başlarlar, beyzbol oynamak gibi.. Chul Soo aynı zamanda gizemli biridir, insanın merakını uyandıracak kadar.

Chul Soo bir aile kurma düşüncesinden kendi ailesine olan kızgınlığı nedeniyle çok uzak olsa da, Su Jin ilişkilerinin artık ailesiyle tanışma noktasında olduğuna inanır. Chul Soo buna karşı çıksada Su Jin bir yemekte hepsini bir araya getirir.

Su Jin’in babası başta ilişkilerine karşı çıkar. Ancak Chul Soo’nun Su Jin için ne kadar endişelendiğini gördüğünde kızını ona emanet edebileceğini anlar.

Chul Soo mimarlık sınavını geçer. Yetenekli mimar kısa zamanda adından söz ettirir.

Bir süre sonra Su Jin kendinde bazı gariplikler fark eder. Akşamları eve dönerken evin yolunu karıştırdığını, evini bulmakta zorluk çektiğini fark eder. Bildiği sokaklarda kaybolmaya başlamıştır. Şikayetleri nedeniyle doktora başvurur. Bir kaç kontrolden sonra hastalığının ne olduğunu öğrenir.

Su Jin Alzheimer hastasıdır. Hatıralarını kaybetmeye başlayacaktır, öncelikle son yaşadıklarını ve daha sonra diğerlerini.. Eski sevgilinin işleri karıştırması cabası. Su Jin’in hastalığını öğrendikten sonraki tercihlerini; eşi ve ailesi öğrendikten sonraki tepkileri ve tercihlerinin sonuçlarını filmde bulacaksınız.

Ben filmi beğenerek seyrettim. Hatta bir kaç kez seyrettim. Seyrettiğinizde çevrenizdekilere zevkle önerebileceğiniz bir film olduğunu göreceksiniz…

Keyifli seyirler…

Reklamlar

Aşk mı? Arkadaşlık mı? Para mı?

Romance Town aşk ve arkadaşlık ilişkileri ile para tutkusunu sorgulayan eğlenceli bir dizi.. Para,  gerçekten çok para-bir insanın hayatını tamamen değiştirebilecek miktarda para, ki böyle bir kıstas varsa-herşeyi satın alabilir mi? Arkadaşlıkları, aileyi, aşkı..? Gerçekçi olmak gerekir, yaşamak için paraya ihtiyaç vardır muhakkak ama ya senin değilse o para? Yinede almak ister misin, ya da zaten bi şekilde senin eline geçmişse kolaylıkla geri verebilir misin, vaz geçebilir misin?

1. caddede 5 tane ev bulunmaktadır. Bu evlerin hepsinin ayrı ayrı hikayeleri vardır, hem sahiplerinin hem hizmetçilerinin..

Annesi hatta anneannesinin mesleği hizmetçilik olan No Soon Geum (Sung Syu Ri) tesadüfen tanıştığı ve hesabını ödemek zorunda kaldığı kişiden parasını almak için gittiğinde çocuklarla iletişimi iyi olduğu için kendini o evin hizmetçisi ve San’ın bakıcısı olarak bulur.

Büyükanne adına mektuplar yazılan, sabırsızlıkla beklenen evin oğlu Kang Gun Woo 3 yıl sonra şaşırtıcı bir şekilde geri döner. Bütün fazla kilolarını Amerika’da bırakmıştır. O kilolu, sandalyelere sığamayan adam gitmiş; zayıf, filinta gibi bir adam dönmüştür.

Döndüğünde ilk işi Soon Geum’u kovmak olur, çünkü o büyükannesi gibi sevdiği kişinin yerini almıştır.

Hizmetçiler her hafta cumartesi günü toplanır, Go-stop oynar, beraber yemek yer ve ortaklaşa aldıkları piyango biletinin çekilişini seyrederler. Soon Geum ilk defa Gun Woo’nun döndüğü hafta 2 piyango bileti alır. İlki hizmetçilerle ortak olan bilet ve diğeri  kendi için aldığı bilettir!

O gün hizmetçilerin toplantısına ağlamaklı gider çünkü kovulmuştur. Ne yapacağını bilemez. Ancak kendine o şanslı numaraların çıktığını henüz bilmiyordur. 3,7,10,19,22,36…

Piyangonun kendine çıktığını öğrendiğinde başta ne yapacağını bilemez. Çünkü kumar oynayan bir babası vardır ve piyangoyu kazandığını ona söyleyemez. Yine kumar nedeniyle hastaneye kaldırılan babasının hastane masrafları için acil paraya ihtiyacı vardır. Bankanın açılması bekleyemez. Para bulmak için bir tefeciye gider ve sürpriz(!) karşılaştığı kişi yakışıklı, bir kızı olan, yanında Thu adından yabancı uyruklu bir hizmetçi çalıştıran bekar karşı komşusudur. Bileti ona satar ve bir oda dolusu parası olmuştur. Artık ikisinin ortak sırları vardır; biri piyangonun kime çıktığını söylemeyecek, diğeri komşusunun asıl mesleğinin mafya olduğunu…

Babası kızına piyango çıktığından şüphelenmektedir. Soon Geum bu nedenle ne olursa olsun yeniden işini almalıdır! San’ı da çok özleyen Soon Geum, miras avcısı bir kadınla evlenen tüm düşüncesi para olan ev sahibine tekrar işe geri dönmek istediğini söyler, en azından büyükanne tekrar geri dönene kadar.

Çok parası vardır ancak harcayamaz. Çünkü kimseye piyangoyu kazandığını söyleyemez. Parayla ilk yaptığı şey annesininde en büyük isteği olan ev almak olur. Evin sahibi ise ünlü bir ressam olan dedesinin tablolarını satarak geçinen ve yanında evden kaçmış 20li yaşlarda bir hizmetçi çalıştıran genç yan komşusudur. Yan komşununda dikkatini çekmiştir artık.

Onu hizmetçi olmasına rağmen kabul eden ve ilk çıkma teklifinde bulunan kişi yan komşudur. Ancak Soon Geum’un kalbinde başka biri vardır. Bunu bilmesine rağmen pek vazgeçecek gibi gözükmez.

Hanımının kıyafetlerini almaya giden Soon Geum, beklemesi gereken sürede biraz etrafta dolanırken bir kaç elbise dener. Biraz makyaj ve saç yapımı sonrası neredeyse kimsenin tanıyamayacağı bir hale gelir. Nitekim tesadüfen(!) aynı yerde bulunan diğer hizmetçiler ve Gun Woo ile karşılaşır ve kimse Soon Geum’u tanımaz.

Artık ondan 2 kişi hoşlanmaktadır. Soon Geum’dan yan komşusu ve şık kıyafetlerler içindeki hali Shi Ah’dan Gun Woo..

Ancak işler pek Soon Geum’un istediği gibi gitmez. Sürekli aksilikler peşpeşe gelir. Üstelik hizmetçilerden biri Soon Geum’dan şüphelenmeye ve onu takip etmeye başlamıştır. çok geçmeden garip bişeyler olduğunu anlar ve Soon Geum’un aldığı eve kadar onu takip ederek karşısına çıkar. Piyangoyu kazandığını öğrenir. Ancak garip olan bişeyler vardır.

O zaman anlarlar aslında piyangoyu kazanan bilet Soon Geum’un kendine aldığı bilete değil hizmetçilerle ortak alınan bilete çıkmıştır!!!

İlk başta bunu farkeden hizmetçiyle ikiye bölmeye ve diğerlerine haber vermemeye karar verirler. Ancak Soon Geum 5’e bölünmesi taraftarıdır. Daha sonra bir araya geldiklerinde  Hyeon Ju’nun o gün işi olduğu için toplantıya katılmadığı ve piyango bileti almak için para vermediğini hatırlayıp onu dışlamaya ve paranın 5’e değilde 4’e bölünmesine oy çokluğuyla karar verirler. Arkadaşlarından bunu gizlemek vicdanlarını sızlatır ancak paradan vazgeçemezler.

Para bu 5 arkadaşın arasına girmiştir. Bundan sonra arkadaşlıklarını sorgulayan zamanlar geçirirler. İhanetler, aldatmalar, kaçmalar, kovalamalar, ve gerçek düşüncelerin ortaya çıkması.. Arkadaşlıkları bu sınavı nasıl atlatacak? Bir yandan böyle zorlu bir sınavdan geçerken diğer taraftan kalplerine söz geçiremeyenler nasıl bir duygusal travmaya maruz kalacak? Paranın insanları nasıl değiştirebileceğini gösteren güzel bir dizi..

Ben seyrederken eğlendim. Severek izlenebileceğini düşünüyorum. Özellikle bana bu diziyi öneren Mydestiny, seyretmeni tavsiye ediyorum. Başka yerlerden okumana gerek yok, seyret:). İyi seyirler.

Yanlış Zaman, Mekan, İnsan… Daisy…

Muhteşem, muhteşem, muhteşem…

Kesinlikle ilk 10, ya da 20 listesi yapsam üst sıralarda yer alacak bir filmdi. Konusu, çekim şekli, konunun işlenmesi… Tek kelimeyle bayıldım… Tekrar tekrar seyrettim. Çevremdeki herkese önerdim. Önerirken nasıl bir film, konusu ne diye soranlara “yanlış zamanda yanlış kişiyle karşılaşıp onu doğru kişi sanmak” dedim… Sanırım filmin özet cümlesi de bu olsa gerek.


Çok fazla ikili konuşmaların olmadığı, daha ziyade iç konuşmalarla geçen bir film. Filmin başlarında kimin kim olduğunu, filmin konusunu anladığın ama yinede başından kalkamadığın bir film…

2 adam ve bir kadın arasında geçen, aşkın sadece kişilere değil onun için yapılanlara ve yaşanılanlara olabileceğini anlatan bir film.

Esas kız rolünde Jun Ji Hyun’u seyrediyoruz. Resim yapmayı çok seven, 24 yaşında ve henüz kimseyle çıkmadığı için büyükbabası tarafından antika olarak nitelendiriliyor.

Esas adamlarımızdan ilki, Jung Woo Sung. Siyah laleler hayatı için çok önemli bir sembol. Kendisi kiralık katil; ancak yaptığı iş kötü olan herkesin kötü olmadığını gösterircesine mükemmel bir aşık…

Esas adamlarımızdan diğeri, Lee Sung Jae. İyi adam rolünde bu filmde, polis, interpol’den. Esas kızla karşılaştıktan sonra kendisine olan ilgisini fark eder. Olaylar bundan sonra karışır aslında.

Her şey kızın resim yapmak için papatya tarlasına gitmesiyle başlar. Papatya tarlasına gitmek için derenin üstünde bulunan bir kütükten geçer. Burdan geçerken suya düşer ve artık bu yolu kullanmaz. Daha sonra burdan geçerken bir köprü yapıldığını fark eder.

İlk başta köprünün ne için yapıldığını anlamaz, ancak daha sonra kendi için yapıldığını düşünmeye başlar. Teşekkür etmek için yaptığı tablolardan birini köprüye bırakır. Ertesi gün tablo biri tarafından alınmıştır, köprüyü yapan kişi tarafından..

O günden sonra her gün papatyalar gelmeye başlar. Her gün, 4.15’te.. Kimin bıraktığı belli olmadan. Ta ki bir gün elinde papatyalarla birisi resim çizdirmeye gelene kadar.

Gelen kim, niye orda, sonuçları ne olacak.. Birini görmeden sadece yaptıklarına aşık olabilir misin? Sonrasında tüm bu şeyleri yapanın kim olduğunu öğrendiğinde kayıtsız şartsız kabullenebilir misin?!

Bahsetmeden geçemeyeceğim bir sahne. Hediyesi şeker kaşığı.. Nasıl dikkatli, ne kadar çok seviyor, illa ki bir beklenti içinde olmadan, sadece onun mutlu olmasını isteyerek.. Evet, evet bu kadarı sadece filmlerde olur, kesinlikle… Ama yine de bu filmi mutlaka seyredin..

Üzgünüm,

İlk başta, bu sevgi dolu genç kıza yardım etmek istedim.

Bir köprü inşa ettim..,

…ve sen bana resmini verdin.

Ben papatyalar göndermeye başladım.

Ama inşa ettiğim köprü, senle ben arasındaki bir köprüye dönüştü.

Daha sonra, o gittikten sonra çok üzüldüğünü gördüm.

Bu yüzden ortaya çıktım.

Şimdi sana kalbini geri vereceğim…

Ağlama Duvarı (!)

          Çok büyük bir kızgınlık ve öfkeyle yazıyorum. Ne zaman bunu düşünsem ve sorgulamaya kalksam sonunda çok sinirlenmiş buluyorum kendimi, elimde olmadan. Bu ülkede çok fazla düşünmeden sorgulamadan yaşayacaksın, eğer dertsiz tasasız olmak istiyorsan.

Uzunca bir üniversite öğrenimi boyunca-ki bu 6 yıllık bir süreci kapsamakta, bazı yerlerde 7 yıl (tıp fakültesi)-son 3 sene özellikle de son sene resmen etimizden, sütümüzden, yünümüzden faydalanıyorlar..

Hangi okulda son senesinde öğrenim süresi 365 gündür+90-100 nöbet tabiî ki. Nöbet olayını da açıklamak isterim, sadece gece kalıp sabah evimize gittiğimizi düşünmeyin. Cuma ve cumartesi nöbetleri hariç diğer günlerde sabah akşama kadar normal mesai sonra akşamdan sabaha kadar nöbet ve sonra sabah yine akşama kadar normal mesai-sanırım 36 saat çalışma süresi… Evde dinlendikten sonra sabah yine mesai!! Ama Cuma cumartesi nöbetlerinde sabah çıkıp evine gidebiliyorsun-lütuf!! Bir memurun sanırım haftalık çalışma saati yanlış bilmiyorsam 40 saattir, biz iki günde neredeyse bunu tamamlıyoruz ve daha öğrenciyken!! Yediğin azarlardan, gördüğün muameleden, hasta yakınları tacizlerinden, maruz kaldığın şiddetten bahsetmiyorum bile… Onlar tuzu biberi, eğlencesi(!).

Sonra mezun oluyorsun-sanki devlet seni kendi ücretsiz okutmuş gibi zorunlu görev adı altında atıyor. Mezun olduktan sonra sana sormadan atamaya almalarına isyanım. Belki bu yorumuma kızacak bir sürü insan olabilir-özellikle de yıllarca atama bekleyen ama bir türlü atanamayan insanlar… Bu yorumları okurken lütfen her mesleği kendi içinde değerlendirmeye çalışın!!

Eğer atandığın yerde çalışmak istemezsen-ki diyelim ki uzmanlık sınavına çalışmak ve uzman olmak istiyorsan, yani daha iyi şartlarda çalışmak yani en azından bir konuda gerçekten söz sahibi olmak, poliklinik şartlarında çalışmak istersen İSTİFA etmek zorundasın. Bak bu konuda devlet çok cömert-en azından 3 kere istifa etme şansı vermiş bize!!! Diyelim ki istifa ettin aaa bi sürpriz daha-artık diploman yok… Diploma sorduklarında elinde sadece lise diploması mevcut. Neden? Çünkü devletin sana biçtiği adı “devlet yükümlülüğünü” yerine getirmeden istifa etmişsin; eee bunun bir bedeli olmalı!! Sen devlette çalışmak istemezsen O’da senin hiçbir yerde çalışmana izin vermez.

Dışarıdan çok saygın bir meslek olarak gözükse de davulun sesi uzaktan hoş gelir. Severek yapmak gerek bu mesleği çünkü neredeyse tüm hayatını buna feda etmen gerek-pişman olmadan..

Ben mi? Severek mi yapıyorum henüz hala bilmiyorum. Çalıştığım sürede insanlara yardımcı olabilmek çok güzel bir duyguyken; hükümetin oyunları, mevkisini koruma telaşında olan insanların ayak oyunları, kişilerin çıkarları… Sadece emin olduğum bir şey var; çocuğum olursa ona asla tıp fakültesini yazdırmam!!!

Not: “Doktorlar” dizisinden hiç keyif almıyorum,seyretmiyorum ve önermiyorum.

Resimler alıntıdır.

Benim adım Kim Sam Soon değil, Kim Hee Jin..

                                           Hadi daha önce hiç incinmemiş gibi sevelim.

                                         Hadi hiç kimse övmüyormuş gibi dans edelim.

                                Hadi hiç kimse bizi dinlemiyormuş gibi şarkı söyleyelim.

                                          Hadi paraya ihtiyacımız yokmuş gibi çalışalım.

                                         Hadi bugün kıyamet günüymüş gibi yaşayalım…

Benim adım Kim Sam Soon değil Kim Hee Jin..  Dizide esas kız Kim Sam Soon rolünde oynayan Seon-a Kim’i daha önce “Scent of a woman” dizisinde seyretmiştim. Bu dizide görünce inanamadım gözlerime ve aradaki kilo farkına.. Tekrar kilo almamalı, kesinlikle..

 

 

Esas oğlan rolünde Hyun Jin Hun isimli Hyun Bin’i ise “Scret Garden” dizisinde seyrettim daha önce ve kesinlikle oradaki rolünde çok çok başarılı bulmuştum. Bu dizide de ortalama bir rol yapmış. Açıkçası bir an önce askerden dönsün ve yeni bir projede rol alsın istiyorum. Tekrar seyretmek istiyorum Hyun Bin’i..

 

My name is Kim Sam Soon dizisinin konusuna gelince; pasta şefi olan 30 yaşlarındaki Sam Soon 3 yıllık sevgili tarafından aldatıldığını öğrenmesiyle başlar herşey. Sevgilisiyle ayrıldıktan sonra kendini tuvalete kilitler ve deli gibi ağlamaya başlar. Ancak ortada bir yanlışlık vardır-bulunduğu yer “erkekler tuvaleti”dir.

    Sinirlendiğinde gözü hiç birşey görmüyor ve kendini ilk gördüğü kapıdan içeri atıyor.

 

Bilmiyorum daha önce hiç başınıza geldi mi ama ben daha önce yaşadım. Sinirli bir anımda bir hışımla içeri girdiğim an oranın olmamam gereken bir yer olduğunu anlamamla çıkmam bir oldu. Ama hem benim hem içeride bulunanlar için pek hoş bir durum olmamıştı, yani aynı mekanda tekrar yüz yüze gelmek biraz utanç verici oluyor:)

 

Sam Soon, Sam Shik’le ilk olarak burda karşılaşır sonrasında tesadüfler devam eder. Sam Shik’in “Bon Appetit” isminde bir restaurantı vardır ve pasta şefi aramaktadır. Yüzüne yediği pastanın tadını çok beğenen Sam Shik-ki dizi boyunca yüzüne fırlatılmayan ya da püskürtülmeyen şey kalmayacaktır -, Sam Soon’a iş teklif eder ve macera başlar. İş konusunda Sam Soon’un tek şartı vardır. Kimse onun gerçek ismini bilmeyecek, asıl sahip olmayı istediği isim olarak tanıyacaktır herkes onu : Kim Hee Jin (!).

Sam Shik’in annesi sürekli görücü usulü randevu ayarlamaktadır. Sam Soon’un ise aile borçları yüzünden babasından kalan evleri satılmak zorundadır. İşte ikisi içinde çıkış noktası bu olacaktır. Bir anlaşma yaparlar; evin borcu için gerekli parayı Sam Shik verecektir ama karşılığında Sam Soon sevgili rolü yapacaktır. Bunu her yerde yapmak zorundalardır çünkü annesinin bay X’leri nerden çıkacak bilmiyorlardır. Herşey yolunda giderken geçmişten 3 yıl öncesinden biri çıkagelir : Yoo Hee Jin…

  Yoo Hee Jin, hiç bir açıklama yapmadan okumak bahanesiyle yurt dışına gider ve 3 yıl sonra aniden yanında yakışıklı bir adamla geri döner. Sam Shik, Hee Jin’le karşılaşınca tamamen alt-üst olur. Hee Jin’e duyduğu sevgisi ve hiç bir açıklama yapmadan kazasının ardından bir hafta içinde ortadan kaybolması nedeniyle duyduğu nefret ve kızgınlık arasında kalır. Ancak Hee Jin’in gidişinin ardındaki nedenin ortaya çıkması duyguların seçimine neden olacaktır.

 

Sam Soon’un eski sevgili ve onun yeni nişanlısı ise Sam Soon’un hayatını zorlaştırmak için sürekli ortaya çıkarlar. Ayrıca bunu söylemeden geçmek istemiyorum. Bu ne yüzsüz bir adamdır böyle. Sen aldat, terket,başka biriyle nişanlanmaya kalk, nişan pastanı eski sevgiline yaptır, yanında yeni birisinin olduğunu duyunca kıskanmaya kalk, tekrar beraber olmak iste ama nişanını bozmak da isteme… Off of yani neler neler.. Erkek milletinden nefret etme nedenidir kendisi!!

 

Bu ablaya bayıldım.. Sam Soon’un ablası.. Azıcık çatlak:) Şef, abladan hoşlanmaya başlar. En eğlendiğim sahneler bu ikiliye ait. Hele şefin otel odasında uyandıktan sonra komidinin üzerindeki not ve parayı bulduğundaki yüz ifadesi süperdi:) Şef in beni kullandın mı sorusuna ablanın evet cevabı vermesi ise kendine güvende zirveydi..

 

 

Sam Shik’in, Sam Soon’un annesine kendini kabul ettirme çabası takdire şayandı gerçekten. Önce bi fıçı içki içip sonra karaokeye gitmek sanırım Kore’de bir gelenek. O_o. Hepsi kendini dağıtmış halde dans ederken annede şarkı söyler. Tam gaz eğlence:)

 

 

İyi adamlar çirkindir.
Sevimli erkeklerin rezil karakteri vardır.
Sevimli, iyi kararterli erkekler evlidir.
Sevimli, iyi karakterli ve bekar erkekler fakirdir.
Sevimli, iyi karaketli, bekar ve zengin erkekler bizimle ilgilenmez.
Sevimli, iyi karakerli, bekar, zengin ve bizimle ilgili olan erkekler oyuncudur.
Sevimli, iyi karakerli, bekar, zengin ve bizimle ilgili olan ve oyuncu olmayan erkekler gaydir.

Dizinin en beğendiğim repliklerinden birisiydi:)

Eğlenceli bir dizi seyretmek isteyenlere öneririm. Pişman olmayacağınızı düşünüyorum.  “mydestiny” senin için yazdım bu yazıyı:) İyi seyirler..

ONE FiNE DAY…

Kdrama demek için olması gereken esas 3 unsur bu dizimizde de mevcut. Son bölüme kadar acaba başka bir şey mi seyrediyorum diye endişe etmiştim. Ama son bölümde bi oh çektim. Kızlarımızdan biri sırtta taşınmış, karaokeye  ve eğlence parkına gidilmiştir. Evet evet Kdrama:)

Sevdiğim, bayılarak seyrettiğim 2 aktör bir araya gelmiş ve bir dizide oynamışlar. Bana da keyifle seyretmek düştü tabi ki. Onlar oynamasa sadece dursa bile severdim ben sanki…

Dizinin içeriğine geçmeden önce bahsetmek istediğim, bayıldığım, kıskandığım ve benim de olsun dediğim başka bir şeyden bahsetmek istiyorum. O nasıl bir ofistir o öyle!! Benim de olsun istedim. Hatta orası benim olsun. Öyle bir yerde ne kadar zor bir iş olsa yaparım. En çok korktuğum deniz canlısı köpekbalıkları olsa da camın arkasından canlı olarak onları seyretmek bile çok keyifli olsa gerek-ekrandan bile böyle seyrettiysem. Ama su kaplumbağalarına bayıldım. Evimde öyle bi akvaryum kuramaz mıyım acaba?! Benimle birlikte yaşamak ister mi o deniz canlısı;)?

Dizimizin konusuna gelince; küçük yaşta ailelerini kaybeden 2 kardeşimiz mevcut. 6 yaşında olan küçük kızımızı zengin bir aile evlat edinir. 10 yaşındaki abisini başka bir aile alır.  Aradan geçen 15 yıl sonra bir şans eseri iki kardeş tekrar karşılaşırlar. Seo Gun (Gong Yoo) bu durumdan sonra ikileme düşer. Hem kız kardeşini bıraktığı için duyduğu pişmanlık ve özlem vardır hem de zengin bir ailede olduğunu bilmesi ve Hyo Joo’nun (Lee Yeon Hee) kalp ameliyatı için gerekli masrafları karşılanması gerekmektedir.Hyo Joo, Gun’a aşıktır. Gun’da dahil olmak üzere tüm ev Hyo Joo’nun kalp ameliyatının masrafları için çalışmaktadır. Gun “Hastanede ne dediler?”; Hyo Joo “ölebilirmişim”. Her kontrolünden sonra tekrarlanan replikti.Kardeşiyle karşılaşmasından sonra ise durumlar değişir. Artık sadece para söz konusu değildir duygularda işin içine girmiştir.

Kızın üvey abisi sandığımız Park Tae Won (Yoo Ha Joon), kardeşine farklı duygular beslemektedir. Öz abisinin ortaya çıktığını öğrendiğinde artık aramızda bir bağ kalmadığına göre her istediğimi yaparım düşüncesiyle kıza saldırır. O an parçalamak istedim meymenetsizi.

Gun gelir ve Ha Neul’u evden çıkarır. Çok sinirlenmiştir ve neden daha önce oradan ayrılmadığını sorgulamıştır. O an kardeşi onu tanır ve gelip onu bulduğu için teşekkür etmiştir. İşte o an duygusallıkta doruk anıdır! İki kardeş buluşmuştur… Bence dizinin en derinden etkilediği anların başında gelir.

Ha Neul çalıştığı yerde patronu Kang Dong Ha’nın (Nam Goong Min) dikkatini çekmiştir. Patron Ha Neul’un sigortası olmak ister. Ha Neul’un patronunda en sevdiği özelliği ise soru sormamasıdır. Ki bende bu özelliğine bayıldım. Sorgulamaz, sadece yanında durur ve keyifli vakit geçirmesini sağlar. Zor anlarında hep yanındadır ve O’nu bırakmak istemez. Ailesiyle ilgili gerçekleri öğrendikten sonra ise kıskançlık duymaya başlar. Aslında Ha Neul ve Gun arasındaki sevgiden korkmaktadır. “Ben mi, abin mi?” sorusunu soracak kadar korkmaktadır. Seyrettiğim 3. dizisi. “Can you hear my heart” ve “The birth of a rich man” dizilerinden sonra iyi adam rolünde sonunda. Ama yine 2. adam maalesef. Artık O’nu da esas oğlan yapın, O’da mutlu olsun.

Sonrasında ailelerinin ölümü ile ilgili gerçekler, gerçek babasının kim olduğunun öğrenilmesi, Hyo Joo’nun kalbiyle ilgili sorunun ciddileşmesi ve diğer olaylar serisi…

Sonuç olarak mutlaka önerebileceğim dizilerden biri olmasa da; yani konunun çok tutarlı olmaması, çok iyi işlenememesinin yanı sıra her zamanki gibi çok iyi bir final yapamamışlardı. Oyuncularını başta da söylediğim gibi bayılarak izledim.                   İzlemek isteyenler için iyi seyirler…